Sihirli Yıllarda Cinsel Eğitim

“Çocukların Cinsellikle İlgili Sahip Oldukları Tek Hak; Gerçeği Bilme Hakkıdır.” Richard Ives

Tuesday

ÇOCUK CİNSELLİĞİ


Varsayılmak, saygı duyulmak, öğrenmek ve araştırmak, özgürlük, mutlu olmak, güvenli ilişkiler... Çocukların erken yaşlardaki istek ve ihtiyaçlarından en önemlileridir ve ve değerler eğitimi bu isteklerin üstüne yapılandırılırsa işlevsel ve insancıl olabilir. Çocuklar bu kavramların anlamlarını ancak yaşantılarında yer aldığında ve özgür bir ortamda doğru model olunduğunda algılayabilirler. Ancak böyle bir ortamda değerler eğitimi, şartlandırma sürecinin dışına çıkarak kişilik ve kimlik oluşturma eğitimine dönüşebilir.

Belirlenen bu istek ve ihtiyaçlar aslında bireyin sadece çocukluk döneminde değil bütün yaşamı boyunca geçerli olacaktır. Dolayısıyla kişi isteklerinin gerçekleşmesi oranında sağlıklı bir birey olma yolunda ilerleyecektir.

İnsanın gelişimi ve eğitimine ilişkin olarak geliştirilen bütün kuramlar yaşamın farklı dönemleri için birbiriyle ilişkili kavramlar, aşamalar ve eğitim-öğretim yöntemleri öne sürmüşlerdir.

Sigmund Freud'un kişiliğin biçimlenmesinde çocukluk yıllarına verdiği önem, özellikle de çocuk yetiştirmede anne- baba tutumlarının önemine çektiği dikkat, Erik Erikson ile birlikte kendisinden sonra gelen bir çok kuramcının kişilik gelişimi açıklamalarına temel olşturmuştur.

Freud'a göre yeni doğmuş bebekler farklı aşamalardan geçerek kişiliklerini geliştirirler. Freud bu aşamaları "Psikoseksüel Gelişim Dönemleri " olarak adlandırır.

Doğumdan bir buçuk yaşa kadar olan dönem Freud'un kuramında "Oral Dönem" diye adlandırılır. Bu dönemde haz bölgesi ağızdır. Emme ya da içine alma davranışı belli başlı davranışlardır. Çocuk duyu organlarıyla çevresindeki uyarıcıları içine almaya çalışır. Diş çıkarma ile birlikte ısırma davranışı gözlenebilir. Freud, bu dönem uygun bir şekilde geçirilmediği zaman ağızla ve içe almayla ilgili bir takım davranışların sıklıkla görülebildiğini belirtmiştir. (Sigara içme, tırnak yeme gibi.)

Bu dönemde Erikson'a göre bebek çevresinin güvenilir olup olmadığını anlamaya çalışır. O nedenle annenin veya onun yerine geçen kişinin davranışları çok önemlidir. Anne çocuğuna dünyanın güvenilir bir yer olduğunu hissettirmelidir. Emme süresince annenin bebeğine, bebeğin annesine dokunması, okşaması, diğer zamanlarda da anne ile sağlıklı ilişkiler güven duygusunu pekiştirir. Anne baba yoksunluğu durumunda çocukların cinsel kimliklerinin gelişiminin çok sağlıklı olmadığı yapılan araştırmalarda da vurgulanmıştır. Aşinalık, tutarlılık ve süreklilik çocuğun çevresindeki yetişkinlerde aranması gereken özelliklerdir. Çocuğa bakan kişinin sık sık değişmemesi ve tutarlı davranışların süreklilik göstermesi çocuğun güven duygusu edinmesini kolaylaştırır. Çocuklar tutarlı olduğu anlaşılan şeylere güvenebilirler. Bu yüzden kısıtlama ve sınırlamalardan değil, tutarsızlık ve anlamsızlıklardan rahatsız olurlar. Bebek kolay besleniyorsa, derin uyku uyuyabiliyorsa ve bağırsakları iyi çalışıyorsa temel güven duygusu edinmekte olduğu sonucu çıkarılabilir.

İkinci dönem bir buçuk yaşında başlayıp üç yaşında biten "Anal Dönem" dir. Bu dönem haz ve ilginin dışkılama bölgesinde yoğunlaştığı dönem anlamındadır. Dışkısını tutma ve bırakma davranışları ona haz veriği için yoğun bir şekilde kullanır. Erikson da bu davranışı tutma ve fırlatma olarak geniş anlamda ele alır. Bu dönemde anüs kasları geliştiği için yetişkinler çocuğa tuvalet eğitimi vermeye başlarlar. Çocuklardan tutma ve bırakma davranışlarını geliştirerek kendini denetlemeyi ve yetişkinlerin koyduğu kurallara uymayı öğrenmesi beklenir. Ancak baskıcı ve tutarsız -süreksiz bir eğitim uygulanırsa bu süreç gereksiz yere uzar ve her iki taraf için zorlaşır. Bu zorluğun bir nedeni de çocuğun inatçılık döneminde olmasıdır.

Bu dönemde çocuklar inatla bir şeyi ellerine alır, inatla onu savunur ve korur ama istemedikleri anda da fırlatır atarlar. Yani bu iki davranışı birbirinden ayırmaz, şimdi aldığı bir şeyi hemen geri atabilirler. Erikson tuvalet eğitimi sırasında çocuk azarlanır ve ayıplanırsa utanç ve kendi bedeninde kuşku duygularının gelişeceğini düşünmektedir. Çocuğun özerklik duygusu kazanabilmesi için onun kendini ve çevresini keşfetmesine izin vermek, desteklemek gereklidir. Girişimleri engellendikçe ve davranışlarıyla alay edildikçe utanç ve kuşku duygusu edinirler. Eğer çocuk aşırı özerk bırakılırsa utanma duygusu hissetmediği için hareketlerini sınırlamaz ve her şeyi yapmak ister. Utanç ve kuşku boyutunda aşırılık ise çocuğu kuralcı, mükemmelliyetçi yapabilir. Bu dönemde denge kurulmazsa Freud'a göre kişiler ileriki yaşlarda koleksiyon yapabilir (tutar) veya müsrif birisi olabilirler (bırakır).

Nesnelerle ilişkileri sert ve haşin olan, kararsız bir kişiliğinde anal dönemi olumsuz geçirmenin sonucu oluştuğu belirtilmektedir.

Bu dönemde çocuklar kız-erkek kelimelerinin anlamlarını bilirler ancak cinsiyetleriyle cinsel organları arasındaki ilişkiyi kuramazlar.

Cinsler arasındaki farklara dikkat etmeye başlar ve tuvalet gereksinimlerini karşılarken insanların gösterdiği duruş farklılıkları hakkında sorular sorarlar. Sorularına basit ve sorusunun içeriği kadar cevaplar vermek yeterlidir.

Üçüncü dönem üç ile yedi yaşlar arasındaki "Fallik Dönem" dir. Çocuğun ilgisi ve haz duyusu cinsel organlara yönelmiştir. Freud'a göre, bu dönemde erkek çocuk annesine karşı aşırı ilgi duyar ve babasını rakip olarak görür. (Oedipus Kompleksi). Cinsiyetini de keşfettiği için bir yandan babasına hayranlık duyar, öte yandan ondan (annesine karşı hissettiği duyguları anlarsa diye ) korkar. Bu sırada, kız çocuklarda babalarına karşı bir eğilim duyar ve annelerini rakip olarak görürler (Elektra Kompleksi).

Prof. Dr. Gelengül Haktanır tarafından, "Türkiye Okul Öncesi Eğitimini Geliştirme Derneği" adına farklı iller ve farklı sosyo ekonomik ve kültürel düzeylerdeki ebeveynler için düzenlenen aile eğitimi seminerlerinde ailelerin bu kouya ilişkin benzer örnekler verdikleri gözlenmiştir. Örneğin:

- Çocuğun karşı cinsten ebeveyni ile birlikte yatmak istemesi, diğer ebevynin başka bir odada yatmak durumunda kalması. Buna bağlı olarak gece uykularının düzensizliği ve eşlerin cinsel yaşamlarının aksaması.

- Çocuğun karşı cinsten ebeveyni tarafından anaokuluna götürlüp getirilmesini istemesi, giyinme-soyunma, ve beslenme zamanlarında da yine o ebeveynin desteğini istemesi ve diğerini reddetmesi gibi.

Bu toplantılarda aslında anne ve babaların çocuklarının hangi gelişim özelliklerine sahip oldukları, dolayısıyla kendi tutum ve davranışlarının nasıl olması gerektiği konularında çoğunlukla bilgi sahibi olmadıkalrı gözlenmiştir.

Ülkemizde ebeveyn tutum ve davranışları üzerinde yapılan araştırmalar incelendiğinde sosyo- ekonomik ve kültürel düzey arttıkça ebeveynlerin çocuklarının gelişim özelliklerine ilişkin bilgi düzeylerinde ve demokratik tutumlarında artış görülmekle birlikte aşırı koruyucu kollayıcı ve aşırı otoriter yaklaşımların ikisinin birlikte ve her düzeydeki ailede görülebildiği belirlenmiştir.

Oysaki bilgi, ebeveynlerin bir yaşından itibaren çocuklarıyla aynı odayı ve aynı yatağı paylaşmamaları gerektiğini bizlere söyler. Çocuklarla ara sıra yatakta oynamak, onları sevmek öpmek, onlarla öykü okumak bütün ebeveynlerin hoşlandığı ve yapması gereken davranışlardır ancak zamanı gelince herkes kendi yatağına gitmelidir. Bu konudada tutarlı ve sürekli tutum ve davranışlara ihtiyaç vardır.

Erikson bu dönemde cinsiyetin keşfedildiğini, merak duygusunun yoğun olduğunu söyler. Merakı yüzünden cezalandırılan, sorduğu sorular ve davranışları için kınanan çocuklar yetişkinlik döneminde uygun cinsel kimliği benimsemekte sorunlarla karşılaşabilirler.

Ayıp, günah gibi onların bu yaşta anlamayacağı kavramlarla onları engelleyici tavırlar takınmak girişimciliklerini engelleyip suçluluk duymalarına yol açar. Bu dönemde girşimciliğin aşırılığı merhametsizliği ve bencilliği pekiştirir. Sıklıkla engellenen kişile ise çok fazla suçluluk duyarlar. Cinsel açıdan ileride iktidarsızlık ve soğukluk yaşayabilirler.

Bu dönemde kastrasyon korkusu olarak bilinen penisi kaybetme korkusu yaşayabilirler. Kızların cinsel organını gördükleri zaman kendi cinsel organları hakkında kaygılanabilirler. Kız çocuklar ise erkek çocukların penisini görünce kendilerinde hiç olmadığını düşünmez ancak, kesilmiş olacağını düşünebilirler. Kız çocukların "Benimki nerede, niçin yok?" diye sordukları ve ayakta çiş yaparak onlar gibi davranmayı denedikleri görülmektedir. Ebeveynlerin ve okul öncesi eğitim kurumlarındaki öğretmenlerin sakin ve sabırlı davranışlarda bulunup " Sende de var, onda da var. Ancak seninki içe doğru gelişmiş onunki dışa doğru. Bak diğer kız arkadaşlarında sana benziyor" şeklinde açıklama yapmaları yeterlidir.

Bu dönemde erkek çocuklarda yaşanan bu kaygı nedeniyle sünnet ettirilmeleri uygun görülmemektedir. Doğumu izleyen günlerde , henüz çocuklar hiçbirşeyin farkında değilken veya ilköğretim çağında sünnet ettirmek daha doğru olacaktır. Bu yaşlarda çocuklar bilişsel olarak işlem öncesi dönemi yaşadıkları ve korunum -değişmezlik ilkesini de kazanmadıkları için olay ve nesneleri dış görünüşlerine göre değerlendirirler. Nesnenin şekli değiştiğinde diğer özelliklerinin de değiştiğini düşünürler. Olayları aynı anda iki farklı bakış açısıyla gözlemlemede de zorluk çekerler. Bu nedenle bir kız oyuncak bebeğin giysilerini çıkarıp erkek çocuk giysileri giydirilip "şimdi sence bu kız bebeğe ne oldu? Hala kız mı?" diye sorulduğunda " Hayır artık erkek bebek oldu" şeklinde cevap verebilirler. Yine bu özelliklerinden dolayı "Bir hafta sonra kız mı olacaksın" sorusuna anlamlı bir cevap veremezler. Veya bir kız çocuğuna " Büyüdüğünde baba olabilir misin?" diye soruldğunda, babasına hayranlık döneminde de olduğundan kolaylıkla evet yanıtını verebilirler.

Çocukların banyoda veya giyinip soyunurken ebeveynlerini çıplak görmeye çalışmalarıda bu dönemdeki meraklarının bir sonucudur. Bu dönemde cinsel merak artarken mahremiyet duygusu da yavaş yavaş gelişmektedir. Ebeveynler onlardaki bu gelişimi bilerek tuvaleti kullanırken veya banyodayken kapılarının çalınmasını istemeli, bunun yanı sıra onlar da çocuklarına karşı böyle davranmalıdırlar. Çocukları yanlarına geldiğinde giyinmeye devam edip sakin bir şekilde yalnız kalmayı istemeleri yeterlidir.

Bu sürecin daha kolay ve sağlıklı geçebilmesi için çocukların henüz cinsel yaşamı anlamayacağını da düşünerek doğal davranmak gereklidir. Bu dönemde - eğer aile içinde uygunsa - çocukların hem kendi cinsindeki hemde karşı cinsten ebeveyni ile birlikte banyo yapmasında bir sakınca yoktur, aksine çocuğun farklılıkları en sağlıklı ve en güvenilir şekilde kendi ailesinden görmesi olası bir çok soruyu baştan yok edecektir. Ancak bunun yanı sıra çocuğun ayrı bir odada yatmasını sağlamak ve ebeveynlerin özel yaşamını kesinlikle gözlememesine dikkat etmek çok önemlidir.

Çocuklara cinsel konularda bilgiler verilirken yaşının düzeyinde bilgilendirmek ve sorusunun cevabından fazlasını vermemeye dikkat etmek gerekir. Ayrıca uzmanlar cinsel organlardan bahsederken gerçek isimlerinin kullanmasını önermekte, takma isimler kullanmaya gerek olmadığını belirtmektedirler.

Her konuda olduğu gibi cinsel gelişim konusunda da kitaplar en iyi yardımcımız olmalıdır. Çocukların yaşlarına uygun olarak hazırlanmış olan kitapları almak ve onlara hediye etmek gereklidir. Kitap almak çocuklarıyla bu konuları konuşmaya çekinen anne babalar için de iyi bir çözüm olabilir. Eğer çocuk isterse kitaplara birlikte bakılabilir. İstemezse yalnız bakmasına ve okumasına izin verilip bir sorusu olursa yarımcı olunabileceği belirtilmelidir.

Bu dönemde mastürbasyon yapma eğilimi artar ve çocuklar uykuya hazırlandıklarında veya bir etkinliğe başlarken mastürbasyon yapabilirler. İlkokula başlayana kadar çoğunlukla kendiliğinden bırakılan bir davranıştır. Bebekliklerinde çok uzun süre kendi başlarına bırakılan çocuklarda daha sık görülebilen bir durumdur. korkutma ve yıldırma davranışlarıyla önüne geçilemez. Çocuk bu sefer gizli yapmanın yollarını arar. Pipisinin düşeceği yada anne olmayacağı gibi gerçek dışı durumlarla korkutulmamalıdır. Dikkatini ve enerjisini çocuğa uygun etkinliklerle dağıtmak ve başka yöne çekmek uygun olur. Uzun sürmemesi ve pekişmemesi için bir uzmana danışmakta yarar vardır.

Okul öncesi dönemde gözlenebilen bir başka özellik de çocukların "laylon, kaygan" gibi isimler takarak saten gibi bazı kaygan kumaşları veya naylon parçalarını özellikle uyumaya hazırlanırken, biberonla süt içerken veya bir kaygı hissettme durumunda yanaklarına sürmeleri veya ellerinden bırakmamalarıdır. Bu davranış bu yaşlardaki haz alma duygusunun ve bebeklik döneminde anne ile yaşanılan yakın ilişkilere olan özlemin bir göstergesidir. İlkokula başlama ile ilgilerin değişmesi ve enerjinin aile dışı çevrede farklı uğraşlarla boşaltılması nedeniyle bu davranışın bitmesi gerekir.

Çocuklar bu yaşlarda akranlarıyla doktorculuk ve evcilik oyunları oynarken birbirlerinin vücutlarını inceleyerek, yaşadıkları çevredeki yetişkinlerin rollerini oyunda oynayarak yaşamı anlamaya ve ona uyum sağlamaya çalışmaktadırlar. Kendi vücutlarını çıplak seyretmek, arkadaşlarına vücutlarını teşhir etmek gibi davranışlara sık sık rastlanır. Benzerlik ve farklılıklar konusunda iyice emin olduktan sonra yetişkinlerin sağlıklı tutumlarıyla da bu dönemin sonuna doğru bu davranışları bırakırlar.

Bu dönemden sağlıklı bir şekilde çıkmış bir kız çocuğunun tekrar annesini benimseyerek onunla özdeşim kurması, erkek çocuğun da babasını benimseyerek cinsel rol kimliklerini kazanmaları beklenir. Cinsiyet değişmezliğini kazanan, cinsel rolünü anlayan çocuk kendi cinsinden memnun olmaya başlar. Aynı cinsiyetteki yetişkinleri ve akranlarını taklit ederek, cinsiyetine has giysi, oyun ve davranışları benimseyerek bu süreci yaşar. Bu süreçte kendi cinsiyle ilgili olumlu terimler kullanırken karşı cinsle ilgili olumsuz terimler kullanmaya başlar. Örneğin; Kızlar "kızlar güzeldir, erkekler ise kavgacı ve saldırgan " sözcüklerini kullanırken erkekler "erkekler çalışkan ve güçlüdür, kızlar bebek gibi ağlar" sözlerini kullanırlar. Bu nedenle bu yaştaki çocukların çevrelerindeki yetişkinlerin kendileriyle özdeşim kurulup model olarak alınacaklarının bilincinde olarak davranmaları gerekmektedir.

Dördüncü dönem Freud'a göre "Latent Dönem" dir. İlkokul yılları (7-11 yaş) boyunca süren bu dönemde çocuğun karşı cinse olan merakı azaldığı için bu dönem gizli-örtülü-latent dönem olarak adlandırılmıştır. Bir önceki dönemde kendi cinsiyle özdeşim kuran çocuk bu gelişimi pekiştirmek istercesine kendi cinsiyetinden arkadaşları ile oynar. Anne ve babası ile geliştirdiği sıkı bağların yanısıra diğer kişilerle de yoğun ilişkiler kurmaktadır. Özellikle öğretmenler ve oyun arkadaşları büyük önem taşımaktadır. Cinselliğe olan merakı gizli de olsa sürdüğü için özellikle erkek çocukların cinsellik içeren sözlere, küfre ve kitle iletişim araçlarındaki bu tür yayınlara dikkati yoğunlaşır.

Erikson bu dönemi çalışkanlık duygusunun edinildiği dönem olarak tanımlamıştır. Çocuk okuma-yazma-matematik gibi temel konularda bilgi edinirken kendisi ile aynı yaşlarda olan diğer çocuklarla kendini karşılaştırır ve kendisinin çalışkan olup olmadığına karar verir. Anne baba ve öğretmenler farkında olmadan yanlış davranabilir ve çocuğu gerek kişiliği gerekse akademik becerileri açısından başkalarıyla karşılaştırırlar. Oysaki çocuklar kendi başarıları ile değerlendirilmeli ve çocuğun yanlışlarının değil doğrularının üzerinde durulmalıdır. Böylece çocuğun aşağılık duygusu edinmesi önlenmiş olur. Çocuğun cinsellikle ilgili soru ve davranışları karşısında da onu aşağılamadan ve doğru davranışlarında geri bildirim vererek onda sağlıklı bir yapı oluşmasına yardımcı olabiliriz.

Ergenlik dönemi (11-18 yaş), Freud'un genital dönem olarak adlandırdığı beşinci dönemdir. Genital, üreme ile ilgili demektir. Çocuk cinselliği üreme amacına yönelik bir cinsellik değil daha çok haz almaya yönelik bir cinselliktir. Ergenlik -adölesan- döneminin başlamasıyla birlikte ise bireyin cinselliği üreme amacına yönelik hale gelir. Bu dönemde çocuk anne-babaya olan bağımlılığından koparak, aile dışındaki karşı cinsten kişilerle ilişkiler kurmayı istemektedir. Bunun yanı sıra toplumsallaşma, grup etkinliklerine katılma, meslek seçimine ilişkin tasarılar ve evlenme isteği belirebilmektedir.

Ergenlik döenminde cinsel dürtüler ile birlikte çocuğun vücudunda ortaya çıkan gelişmeler ve değişiklikler çocuğa kaygı ve korku duygularını yaşatmaktadır. Bu değişmeler kızlarda daha çok önem taşımaktadır. Özellikle kız çocuklarda göğüslerde olan değişiklikler, menarş ve erkek çocuklarda ilk meni, adölesan döeminin önemli gelişme ve olgunlaşma aşamalarıdır.

Erikson ergenlik döenmini insan hayatının en önemli dönemi olarak görmüş ve kuramında oldukça büyük bir yer vermiştir. Bedenindeki değişmeleri fark eden ergen, "Ben kimim, kim oluyorum" sorularını sormaya başlar. Bu sorulara cevap vermeye çalışırken birey kendini çeşitli roler içinde deneyerek karar vermeye çalışacaktır. Bu da özdeşleşme ve taklit mekanizmalarına yol açar. Özdeşleşmede kişi bir grup veya rol ile özdeşleşir (çete üyeliği gibi); taklit mekanizması ise, kişinin ailesi, çevresi veya okulundan veya kitle iletişim araçlarının sunduğu kişilerin taklit edilmesi anlamına gelir. Kişi bu dönemde başkalarını taklit ederek kendini bulmaya çalışacaktır. Bu dönemi başarı ile atlatan kişiler kimlik duygusu edinirken, başrıyla atlatamayanlar rol karmaşasına düşmektedir.

Bu dönemde kimlik duygusunun fazlalığı fanatizm ve hoşgörüsüzlüğe yol açar. Kimlik duygusu yoksunluğu ise yadsıma olarak ortaya çıkar. Yadsıyan kişiler grup üyeliklerini, kimliklerini, kimlik ihtiyaçlarını reddederler. Bunu açık bir inkar şeklinde yapabildikleri gibi, birtakım ideolojik veya dinsel gruplara veya uyuşturucu, alkol kullanmak gibi yıkıcı etkinliklere katılarak da gerçekleştirebilirler. Uygun bir dengeleme sonucunda sadakat duygusu gelişebilir. Eksiklik, tutarsızlık ve yanlışlıklara rağmen toplumda yaşamayı kabullenme demek olan sadakat eksikliğin benimsenmesini değil, olabilecek olanın en iyisini yapmaya çalışmayı ifade eder.

Bu dönemden sonra gelen genç yetişkinlik döneminde bireyi yaşamı birlikte paylaşacağı eşi seçme ve evlenme kararı ile işyerinde çalışma, arkadaşları ve meslektaşları ile ortak çalışmalar yapma deneyimleri beklemektedir.

Çocukluk döneminde cinsel rol kimliği kazanmış, kendi ile ilgili olumlu yargıları olan, meslek alanında çalışabilme yetkisini kazanmış gençler için yaşamın bundan sonraki dönemlerinde yakınlık, üretkenlik ve benlik bütünlüğü kazanma olasılığı daha yüksektir.




0 Comments:

Post a Comment

<< Home