Sihirli Yıllarda Cinsel Eğitim

“Çocukların Cinsellikle İlgili Sahip Oldukları Tek Hak; Gerçeği Bilme Hakkıdır.” Richard Ives

Tuesday

ÇOCUK CİNSELLİĞİ


Varsayılmak, saygı duyulmak, öğrenmek ve araştırmak, özgürlük, mutlu olmak, güvenli ilişkiler... Çocukların erken yaşlardaki istek ve ihtiyaçlarından en önemlileridir ve ve değerler eğitimi bu isteklerin üstüne yapılandırılırsa işlevsel ve insancıl olabilir. Çocuklar bu kavramların anlamlarını ancak yaşantılarında yer aldığında ve özgür bir ortamda doğru model olunduğunda algılayabilirler. Ancak böyle bir ortamda değerler eğitimi, şartlandırma sürecinin dışına çıkarak kişilik ve kimlik oluşturma eğitimine dönüşebilir.

Belirlenen bu istek ve ihtiyaçlar aslında bireyin sadece çocukluk döneminde değil bütün yaşamı boyunca geçerli olacaktır. Dolayısıyla kişi isteklerinin gerçekleşmesi oranında sağlıklı bir birey olma yolunda ilerleyecektir.

İnsanın gelişimi ve eğitimine ilişkin olarak geliştirilen bütün kuramlar yaşamın farklı dönemleri için birbiriyle ilişkili kavramlar, aşamalar ve eğitim-öğretim yöntemleri öne sürmüşlerdir.

Sigmund Freud'un kişiliğin biçimlenmesinde çocukluk yıllarına verdiği önem, özellikle de çocuk yetiştirmede anne- baba tutumlarının önemine çektiği dikkat, Erik Erikson ile birlikte kendisinden sonra gelen bir çok kuramcının kişilik gelişimi açıklamalarına temel olşturmuştur.

Freud'a göre yeni doğmuş bebekler farklı aşamalardan geçerek kişiliklerini geliştirirler. Freud bu aşamaları "Psikoseksüel Gelişim Dönemleri " olarak adlandırır.

Doğumdan bir buçuk yaşa kadar olan dönem Freud'un kuramında "Oral Dönem" diye adlandırılır. Bu dönemde haz bölgesi ağızdır. Emme ya da içine alma davranışı belli başlı davranışlardır. Çocuk duyu organlarıyla çevresindeki uyarıcıları içine almaya çalışır. Diş çıkarma ile birlikte ısırma davranışı gözlenebilir. Freud, bu dönem uygun bir şekilde geçirilmediği zaman ağızla ve içe almayla ilgili bir takım davranışların sıklıkla görülebildiğini belirtmiştir. (Sigara içme, tırnak yeme gibi.)

Bu dönemde Erikson'a göre bebek çevresinin güvenilir olup olmadığını anlamaya çalışır. O nedenle annenin veya onun yerine geçen kişinin davranışları çok önemlidir. Anne çocuğuna dünyanın güvenilir bir yer olduğunu hissettirmelidir. Emme süresince annenin bebeğine, bebeğin annesine dokunması, okşaması, diğer zamanlarda da anne ile sağlıklı ilişkiler güven duygusunu pekiştirir. Anne baba yoksunluğu durumunda çocukların cinsel kimliklerinin gelişiminin çok sağlıklı olmadığı yapılan araştırmalarda da vurgulanmıştır. Aşinalık, tutarlılık ve süreklilik çocuğun çevresindeki yetişkinlerde aranması gereken özelliklerdir. Çocuğa bakan kişinin sık sık değişmemesi ve tutarlı davranışların süreklilik göstermesi çocuğun güven duygusu edinmesini kolaylaştırır. Çocuklar tutarlı olduğu anlaşılan şeylere güvenebilirler. Bu yüzden kısıtlama ve sınırlamalardan değil, tutarsızlık ve anlamsızlıklardan rahatsız olurlar. Bebek kolay besleniyorsa, derin uyku uyuyabiliyorsa ve bağırsakları iyi çalışıyorsa temel güven duygusu edinmekte olduğu sonucu çıkarılabilir.

İkinci dönem bir buçuk yaşında başlayıp üç yaşında biten "Anal Dönem" dir. Bu dönem haz ve ilginin dışkılama bölgesinde yoğunlaştığı dönem anlamındadır. Dışkısını tutma ve bırakma davranışları ona haz veriği için yoğun bir şekilde kullanır. Erikson da bu davranışı tutma ve fırlatma olarak geniş anlamda ele alır. Bu dönemde anüs kasları geliştiği için yetişkinler çocuğa tuvalet eğitimi vermeye başlarlar. Çocuklardan tutma ve bırakma davranışlarını geliştirerek kendini denetlemeyi ve yetişkinlerin koyduğu kurallara uymayı öğrenmesi beklenir. Ancak baskıcı ve tutarsız -süreksiz bir eğitim uygulanırsa bu süreç gereksiz yere uzar ve her iki taraf için zorlaşır. Bu zorluğun bir nedeni de çocuğun inatçılık döneminde olmasıdır.

Bu dönemde çocuklar inatla bir şeyi ellerine alır, inatla onu savunur ve korur ama istemedikleri anda da fırlatır atarlar. Yani bu iki davranışı birbirinden ayırmaz, şimdi aldığı bir şeyi hemen geri atabilirler. Erikson tuvalet eğitimi sırasında çocuk azarlanır ve ayıplanırsa utanç ve kendi bedeninde kuşku duygularının gelişeceğini düşünmektedir. Çocuğun özerklik duygusu kazanabilmesi için onun kendini ve çevresini keşfetmesine izin vermek, desteklemek gereklidir. Girişimleri engellendikçe ve davranışlarıyla alay edildikçe utanç ve kuşku duygusu edinirler. Eğer çocuk aşırı özerk bırakılırsa utanma duygusu hissetmediği için hareketlerini sınırlamaz ve her şeyi yapmak ister. Utanç ve kuşku boyutunda aşırılık ise çocuğu kuralcı, mükemmelliyetçi yapabilir. Bu dönemde denge kurulmazsa Freud'a göre kişiler ileriki yaşlarda koleksiyon yapabilir (tutar) veya müsrif birisi olabilirler (bırakır).

Nesnelerle ilişkileri sert ve haşin olan, kararsız bir kişiliğinde anal dönemi olumsuz geçirmenin sonucu oluştuğu belirtilmektedir.

Bu dönemde çocuklar kız-erkek kelimelerinin anlamlarını bilirler ancak cinsiyetleriyle cinsel organları arasındaki ilişkiyi kuramazlar.

Cinsler arasındaki farklara dikkat etmeye başlar ve tuvalet gereksinimlerini karşılarken insanların gösterdiği duruş farklılıkları hakkında sorular sorarlar. Sorularına basit ve sorusunun içeriği kadar cevaplar vermek yeterlidir.

Üçüncü dönem üç ile yedi yaşlar arasındaki "Fallik Dönem" dir. Çocuğun ilgisi ve haz duyusu cinsel organlara yönelmiştir. Freud'a göre, bu dönemde erkek çocuk annesine karşı aşırı ilgi duyar ve babasını rakip olarak görür. (Oedipus Kompleksi). Cinsiyetini de keşfettiği için bir yandan babasına hayranlık duyar, öte yandan ondan (annesine karşı hissettiği duyguları anlarsa diye ) korkar. Bu sırada, kız çocuklarda babalarına karşı bir eğilim duyar ve annelerini rakip olarak görürler (Elektra Kompleksi).

Prof. Dr. Gelengül Haktanır tarafından, "Türkiye Okul Öncesi Eğitimini Geliştirme Derneği" adına farklı iller ve farklı sosyo ekonomik ve kültürel düzeylerdeki ebeveynler için düzenlenen aile eğitimi seminerlerinde ailelerin bu kouya ilişkin benzer örnekler verdikleri gözlenmiştir. Örneğin:

- Çocuğun karşı cinsten ebeveyni ile birlikte yatmak istemesi, diğer ebevynin başka bir odada yatmak durumunda kalması. Buna bağlı olarak gece uykularının düzensizliği ve eşlerin cinsel yaşamlarının aksaması.

- Çocuğun karşı cinsten ebeveyni tarafından anaokuluna götürlüp getirilmesini istemesi, giyinme-soyunma, ve beslenme zamanlarında da yine o ebeveynin desteğini istemesi ve diğerini reddetmesi gibi.

Bu toplantılarda aslında anne ve babaların çocuklarının hangi gelişim özelliklerine sahip oldukları, dolayısıyla kendi tutum ve davranışlarının nasıl olması gerektiği konularında çoğunlukla bilgi sahibi olmadıkalrı gözlenmiştir.

Ülkemizde ebeveyn tutum ve davranışları üzerinde yapılan araştırmalar incelendiğinde sosyo- ekonomik ve kültürel düzey arttıkça ebeveynlerin çocuklarının gelişim özelliklerine ilişkin bilgi düzeylerinde ve demokratik tutumlarında artış görülmekle birlikte aşırı koruyucu kollayıcı ve aşırı otoriter yaklaşımların ikisinin birlikte ve her düzeydeki ailede görülebildiği belirlenmiştir.

Oysaki bilgi, ebeveynlerin bir yaşından itibaren çocuklarıyla aynı odayı ve aynı yatağı paylaşmamaları gerektiğini bizlere söyler. Çocuklarla ara sıra yatakta oynamak, onları sevmek öpmek, onlarla öykü okumak bütün ebeveynlerin hoşlandığı ve yapması gereken davranışlardır ancak zamanı gelince herkes kendi yatağına gitmelidir. Bu konudada tutarlı ve sürekli tutum ve davranışlara ihtiyaç vardır.

Erikson bu dönemde cinsiyetin keşfedildiğini, merak duygusunun yoğun olduğunu söyler. Merakı yüzünden cezalandırılan, sorduğu sorular ve davranışları için kınanan çocuklar yetişkinlik döneminde uygun cinsel kimliği benimsemekte sorunlarla karşılaşabilirler.

Ayıp, günah gibi onların bu yaşta anlamayacağı kavramlarla onları engelleyici tavırlar takınmak girişimciliklerini engelleyip suçluluk duymalarına yol açar. Bu dönemde girşimciliğin aşırılığı merhametsizliği ve bencilliği pekiştirir. Sıklıkla engellenen kişile ise çok fazla suçluluk duyarlar. Cinsel açıdan ileride iktidarsızlık ve soğukluk yaşayabilirler.

Bu dönemde kastrasyon korkusu olarak bilinen penisi kaybetme korkusu yaşayabilirler. Kızların cinsel organını gördükleri zaman kendi cinsel organları hakkında kaygılanabilirler. Kız çocuklar ise erkek çocukların penisini görünce kendilerinde hiç olmadığını düşünmez ancak, kesilmiş olacağını düşünebilirler. Kız çocukların "Benimki nerede, niçin yok?" diye sordukları ve ayakta çiş yaparak onlar gibi davranmayı denedikleri görülmektedir. Ebeveynlerin ve okul öncesi eğitim kurumlarındaki öğretmenlerin sakin ve sabırlı davranışlarda bulunup " Sende de var, onda da var. Ancak seninki içe doğru gelişmiş onunki dışa doğru. Bak diğer kız arkadaşlarında sana benziyor" şeklinde açıklama yapmaları yeterlidir.

Bu dönemde erkek çocuklarda yaşanan bu kaygı nedeniyle sünnet ettirilmeleri uygun görülmemektedir. Doğumu izleyen günlerde , henüz çocuklar hiçbirşeyin farkında değilken veya ilköğretim çağında sünnet ettirmek daha doğru olacaktır. Bu yaşlarda çocuklar bilişsel olarak işlem öncesi dönemi yaşadıkları ve korunum -değişmezlik ilkesini de kazanmadıkları için olay ve nesneleri dış görünüşlerine göre değerlendirirler. Nesnenin şekli değiştiğinde diğer özelliklerinin de değiştiğini düşünürler. Olayları aynı anda iki farklı bakış açısıyla gözlemlemede de zorluk çekerler. Bu nedenle bir kız oyuncak bebeğin giysilerini çıkarıp erkek çocuk giysileri giydirilip "şimdi sence bu kız bebeğe ne oldu? Hala kız mı?" diye sorulduğunda " Hayır artık erkek bebek oldu" şeklinde cevap verebilirler. Yine bu özelliklerinden dolayı "Bir hafta sonra kız mı olacaksın" sorusuna anlamlı bir cevap veremezler. Veya bir kız çocuğuna " Büyüdüğünde baba olabilir misin?" diye soruldğunda, babasına hayranlık döneminde de olduğundan kolaylıkla evet yanıtını verebilirler.

Çocukların banyoda veya giyinip soyunurken ebeveynlerini çıplak görmeye çalışmalarıda bu dönemdeki meraklarının bir sonucudur. Bu dönemde cinsel merak artarken mahremiyet duygusu da yavaş yavaş gelişmektedir. Ebeveynler onlardaki bu gelişimi bilerek tuvaleti kullanırken veya banyodayken kapılarının çalınmasını istemeli, bunun yanı sıra onlar da çocuklarına karşı böyle davranmalıdırlar. Çocukları yanlarına geldiğinde giyinmeye devam edip sakin bir şekilde yalnız kalmayı istemeleri yeterlidir.

Bu sürecin daha kolay ve sağlıklı geçebilmesi için çocukların henüz cinsel yaşamı anlamayacağını da düşünerek doğal davranmak gereklidir. Bu dönemde - eğer aile içinde uygunsa - çocukların hem kendi cinsindeki hemde karşı cinsten ebeveyni ile birlikte banyo yapmasında bir sakınca yoktur, aksine çocuğun farklılıkları en sağlıklı ve en güvenilir şekilde kendi ailesinden görmesi olası bir çok soruyu baştan yok edecektir. Ancak bunun yanı sıra çocuğun ayrı bir odada yatmasını sağlamak ve ebeveynlerin özel yaşamını kesinlikle gözlememesine dikkat etmek çok önemlidir.

Çocuklara cinsel konularda bilgiler verilirken yaşının düzeyinde bilgilendirmek ve sorusunun cevabından fazlasını vermemeye dikkat etmek gerekir. Ayrıca uzmanlar cinsel organlardan bahsederken gerçek isimlerinin kullanmasını önermekte, takma isimler kullanmaya gerek olmadığını belirtmektedirler.

Her konuda olduğu gibi cinsel gelişim konusunda da kitaplar en iyi yardımcımız olmalıdır. Çocukların yaşlarına uygun olarak hazırlanmış olan kitapları almak ve onlara hediye etmek gereklidir. Kitap almak çocuklarıyla bu konuları konuşmaya çekinen anne babalar için de iyi bir çözüm olabilir. Eğer çocuk isterse kitaplara birlikte bakılabilir. İstemezse yalnız bakmasına ve okumasına izin verilip bir sorusu olursa yarımcı olunabileceği belirtilmelidir.

Bu dönemde mastürbasyon yapma eğilimi artar ve çocuklar uykuya hazırlandıklarında veya bir etkinliğe başlarken mastürbasyon yapabilirler. İlkokula başlayana kadar çoğunlukla kendiliğinden bırakılan bir davranıştır. Bebekliklerinde çok uzun süre kendi başlarına bırakılan çocuklarda daha sık görülebilen bir durumdur. korkutma ve yıldırma davranışlarıyla önüne geçilemez. Çocuk bu sefer gizli yapmanın yollarını arar. Pipisinin düşeceği yada anne olmayacağı gibi gerçek dışı durumlarla korkutulmamalıdır. Dikkatini ve enerjisini çocuğa uygun etkinliklerle dağıtmak ve başka yöne çekmek uygun olur. Uzun sürmemesi ve pekişmemesi için bir uzmana danışmakta yarar vardır.

Okul öncesi dönemde gözlenebilen bir başka özellik de çocukların "laylon, kaygan" gibi isimler takarak saten gibi bazı kaygan kumaşları veya naylon parçalarını özellikle uyumaya hazırlanırken, biberonla süt içerken veya bir kaygı hissettme durumunda yanaklarına sürmeleri veya ellerinden bırakmamalarıdır. Bu davranış bu yaşlardaki haz alma duygusunun ve bebeklik döneminde anne ile yaşanılan yakın ilişkilere olan özlemin bir göstergesidir. İlkokula başlama ile ilgilerin değişmesi ve enerjinin aile dışı çevrede farklı uğraşlarla boşaltılması nedeniyle bu davranışın bitmesi gerekir.

Çocuklar bu yaşlarda akranlarıyla doktorculuk ve evcilik oyunları oynarken birbirlerinin vücutlarını inceleyerek, yaşadıkları çevredeki yetişkinlerin rollerini oyunda oynayarak yaşamı anlamaya ve ona uyum sağlamaya çalışmaktadırlar. Kendi vücutlarını çıplak seyretmek, arkadaşlarına vücutlarını teşhir etmek gibi davranışlara sık sık rastlanır. Benzerlik ve farklılıklar konusunda iyice emin olduktan sonra yetişkinlerin sağlıklı tutumlarıyla da bu dönemin sonuna doğru bu davranışları bırakırlar.

Bu dönemden sağlıklı bir şekilde çıkmış bir kız çocuğunun tekrar annesini benimseyerek onunla özdeşim kurması, erkek çocuğun da babasını benimseyerek cinsel rol kimliklerini kazanmaları beklenir. Cinsiyet değişmezliğini kazanan, cinsel rolünü anlayan çocuk kendi cinsinden memnun olmaya başlar. Aynı cinsiyetteki yetişkinleri ve akranlarını taklit ederek, cinsiyetine has giysi, oyun ve davranışları benimseyerek bu süreci yaşar. Bu süreçte kendi cinsiyle ilgili olumlu terimler kullanırken karşı cinsle ilgili olumsuz terimler kullanmaya başlar. Örneğin; Kızlar "kızlar güzeldir, erkekler ise kavgacı ve saldırgan " sözcüklerini kullanırken erkekler "erkekler çalışkan ve güçlüdür, kızlar bebek gibi ağlar" sözlerini kullanırlar. Bu nedenle bu yaştaki çocukların çevrelerindeki yetişkinlerin kendileriyle özdeşim kurulup model olarak alınacaklarının bilincinde olarak davranmaları gerekmektedir.

Dördüncü dönem Freud'a göre "Latent Dönem" dir. İlkokul yılları (7-11 yaş) boyunca süren bu dönemde çocuğun karşı cinse olan merakı azaldığı için bu dönem gizli-örtülü-latent dönem olarak adlandırılmıştır. Bir önceki dönemde kendi cinsiyle özdeşim kuran çocuk bu gelişimi pekiştirmek istercesine kendi cinsiyetinden arkadaşları ile oynar. Anne ve babası ile geliştirdiği sıkı bağların yanısıra diğer kişilerle de yoğun ilişkiler kurmaktadır. Özellikle öğretmenler ve oyun arkadaşları büyük önem taşımaktadır. Cinselliğe olan merakı gizli de olsa sürdüğü için özellikle erkek çocukların cinsellik içeren sözlere, küfre ve kitle iletişim araçlarındaki bu tür yayınlara dikkati yoğunlaşır.

Erikson bu dönemi çalışkanlık duygusunun edinildiği dönem olarak tanımlamıştır. Çocuk okuma-yazma-matematik gibi temel konularda bilgi edinirken kendisi ile aynı yaşlarda olan diğer çocuklarla kendini karşılaştırır ve kendisinin çalışkan olup olmadığına karar verir. Anne baba ve öğretmenler farkında olmadan yanlış davranabilir ve çocuğu gerek kişiliği gerekse akademik becerileri açısından başkalarıyla karşılaştırırlar. Oysaki çocuklar kendi başarıları ile değerlendirilmeli ve çocuğun yanlışlarının değil doğrularının üzerinde durulmalıdır. Böylece çocuğun aşağılık duygusu edinmesi önlenmiş olur. Çocuğun cinsellikle ilgili soru ve davranışları karşısında da onu aşağılamadan ve doğru davranışlarında geri bildirim vererek onda sağlıklı bir yapı oluşmasına yardımcı olabiliriz.

Ergenlik dönemi (11-18 yaş), Freud'un genital dönem olarak adlandırdığı beşinci dönemdir. Genital, üreme ile ilgili demektir. Çocuk cinselliği üreme amacına yönelik bir cinsellik değil daha çok haz almaya yönelik bir cinselliktir. Ergenlik -adölesan- döneminin başlamasıyla birlikte ise bireyin cinselliği üreme amacına yönelik hale gelir. Bu dönemde çocuk anne-babaya olan bağımlılığından koparak, aile dışındaki karşı cinsten kişilerle ilişkiler kurmayı istemektedir. Bunun yanı sıra toplumsallaşma, grup etkinliklerine katılma, meslek seçimine ilişkin tasarılar ve evlenme isteği belirebilmektedir.

Ergenlik döenminde cinsel dürtüler ile birlikte çocuğun vücudunda ortaya çıkan gelişmeler ve değişiklikler çocuğa kaygı ve korku duygularını yaşatmaktadır. Bu değişmeler kızlarda daha çok önem taşımaktadır. Özellikle kız çocuklarda göğüslerde olan değişiklikler, menarş ve erkek çocuklarda ilk meni, adölesan döeminin önemli gelişme ve olgunlaşma aşamalarıdır.

Erikson ergenlik döenmini insan hayatının en önemli dönemi olarak görmüş ve kuramında oldukça büyük bir yer vermiştir. Bedenindeki değişmeleri fark eden ergen, "Ben kimim, kim oluyorum" sorularını sormaya başlar. Bu sorulara cevap vermeye çalışırken birey kendini çeşitli roler içinde deneyerek karar vermeye çalışacaktır. Bu da özdeşleşme ve taklit mekanizmalarına yol açar. Özdeşleşmede kişi bir grup veya rol ile özdeşleşir (çete üyeliği gibi); taklit mekanizması ise, kişinin ailesi, çevresi veya okulundan veya kitle iletişim araçlarının sunduğu kişilerin taklit edilmesi anlamına gelir. Kişi bu dönemde başkalarını taklit ederek kendini bulmaya çalışacaktır. Bu dönemi başarı ile atlatan kişiler kimlik duygusu edinirken, başrıyla atlatamayanlar rol karmaşasına düşmektedir.

Bu dönemde kimlik duygusunun fazlalığı fanatizm ve hoşgörüsüzlüğe yol açar. Kimlik duygusu yoksunluğu ise yadsıma olarak ortaya çıkar. Yadsıyan kişiler grup üyeliklerini, kimliklerini, kimlik ihtiyaçlarını reddederler. Bunu açık bir inkar şeklinde yapabildikleri gibi, birtakım ideolojik veya dinsel gruplara veya uyuşturucu, alkol kullanmak gibi yıkıcı etkinliklere katılarak da gerçekleştirebilirler. Uygun bir dengeleme sonucunda sadakat duygusu gelişebilir. Eksiklik, tutarsızlık ve yanlışlıklara rağmen toplumda yaşamayı kabullenme demek olan sadakat eksikliğin benimsenmesini değil, olabilecek olanın en iyisini yapmaya çalışmayı ifade eder.

Bu dönemden sonra gelen genç yetişkinlik döneminde bireyi yaşamı birlikte paylaşacağı eşi seçme ve evlenme kararı ile işyerinde çalışma, arkadaşları ve meslektaşları ile ortak çalışmalar yapma deneyimleri beklemektedir.

Çocukluk döneminde cinsel rol kimliği kazanmış, kendi ile ilgili olumlu yargıları olan, meslek alanında çalışabilme yetkisini kazanmış gençler için yaşamın bundan sonraki dönemlerinde yakınlık, üretkenlik ve benlik bütünlüğü kazanma olasılığı daha yüksektir.




Friday

CİNSEL EĞİTİMDE AİLENİN ROLÜ


NEDEN CİNSEL EĞİTİM ?

Gelişim bir bütündür. Bu bütünün parçalarından biri de cinsel gelişimdir. Günümüzde çocuklar hızla değişen ve karmaşık ilişkilerin egemen olduğu bir dünyada yaşamak durumundalar. Toplumdaki gelenek ve değerler yerini hızla yeni değer ve yaklaşımlara bırakıyor. Bu da anne babalarının rollerini gittikçe zorlaştırıyor.

Toplumdaki değerler yerini yeni değerlere bırakırken, bu durum anne babalara ve eğitimcilere yeni sorumluluklar yüklemektedir. Bu sebeple de değişen şartlar altında çocuklarımıza cinsel eğitim vermek,’’ ne zaman ?’’ , ‘’ ne şekilde ?’’ ve ‘’ kim tarafından ?’’ sorularını beraberinde getiriyor. Aslında bazı uzmanlar çocuklardan önce yetişkinlere cinsel eğitim verilmesi gereği üzerinde duruyor.

Cinsel Eğitim ailede başlar. Ailede başlayan cinsel eğitim, okulda da sürdürülmelidir. Ancak çocuğun okula başlaması, ailenin artık cinsel eğitimden sorumlu olmayacağı anlamına gelmez. Önemli olan okul içi ve dışı eğitimin birbirini tamamlamasıdır.

Cinsel Eğitim, çocuğun doğumundan ergenlik dönemine kadar olan dönemi kapsar. Bu dönemde ailenin sorumluluğu ; Çocuğu gelişim düzeyine uygun ve doğru bilgilerle aydınlatarak cinsel kimliğinden hoşnut, beden ve duygularının bilincinde yetiştirebilmektir.

Her ailenin sosyo-kültürel yapısı, değerleri ve inançları farklı olabilir bu doğaldır. Bu farklılık çocuğa verilen mesajların niteliğini etkilemektedir.

Aslında ebeveynler cinsel eğitimi, cinsellik içeren konularda takındıkları tutum (ceza, yasaklama, ayıplama, yok sayma) ve tavırları ile doğdukları andan itibaren çocuklara verirler. Bunların hepsi sistemsiz ve farkında olmadan çocuğa aktarılır. Bu aktarımlar çocuğun cinsel kimlik ile ilgili bilgilerinin temelini oluşturur. Böylece anne karnındayken belirlenmiş olan cinsel kimlik yaşam boyu gelişmeye ve olgunlaşmaya devam eder.

Çocukların cinsellikle ilgili soruları iki yaşlarında itibaren kendi bedenleri ve varoluşları ile ilgili olur. ‘’ Anne ben nasıl oldum ?’’ , ‘’ Ben nereden geldim ?’’ vb sorularla başlayan merak, bedenler arasındaki farklara kadar uzanır. Soru sorma aşamasında önemli olan çocuğun merakının düzeyine uygun, detaya girmeden ve net olarak giderilebilmesidir. Cevap verirken doğal ve rahat olmak çocuğun konuyla ilgili gündemini etkileyecektir. İlk sorular ebeveyn tarafından geçiştirilse de çocuğun bilinci arttıkça ebeveyne güvenip güvenemeyeceğini öğrenir. Bu sebeple rahat ve güvenilir olmak daha sonraki paylaşımları etkiler. Çocuklar bazen öğrendikleri bir şeyi sorarak ebeveynleri test ederler. Ebeveynin verdiği cevaplar kaçamak oluyorsa, anne babanın sesi titriyor ve heyecanlanıyorsa , çocuğa kızıp ‘’ ayıp’’ deniyorsa bir daha soru sormayacaktır.

Ayıp kelimesi soyut bir kelime olduğu için ne olduğunu anlamayacak ve sadece gösterilen tepkiden dolayı suçluluk hissedecektir. Cinsel gelişim için önemli bir tehlike olan utanç duygusu çocuğun yetişkinliğinde onu durduran ve cinsellik konusunda takılmasına sebep olabilecek bir duygudur.

Sorularına cevap alamayan çocuğun merakı doyurulmadığı için bu konuyu kapatamayacak ve konu takıntı haline gelecektir. Farklı bilgi kaynakları aramaya devam edecektir. Ebeveynler olarak sağlıklı bilgi kaynağı olma rolünüzü kaybetmemek için cevap vermekte zorlandığınız konularda ona dürüst olup ‘’ Bu sorunun cevabını sana nasıl anlatacağımı bilmiyorum. Öğrenip sana anlatacağım’’ ya da ‘Gel beraber araştıralım diyebilirsiniz. Zorlandığınız noktada bir uzmandan yardım alabilirsiniz.

Okul öncesi dönemde çocuk cinsellikle ilgili çok rahat ve açık soruları bizim hiç hazır olmadığımız zaman ve ortamlarda sorabilir. Bu çok doğaldır. Buradaki zorluk çocuktan değil yetişkinlerin cinsellikle ilgili yargılarından kaynaklanır. Çünkü toplumda ebeveynleri bu şekilde eğitmiştir. Bu dönemde sorabileceği soru ve cevaplar şu şekilde olabilir:

  • Neden senin de benim gibi pipin yok, anne?: Çünkü sen erkeksin ve bende kadınım. Kadınların pipisi olmaz, erkeklerin pipisi olur.
  • Annelerin neden memeleri var? Babaların neden memeleri yok: Çünkü anneler bebekleri besler. Bebekler doğduğunda annelerin memelerinde süt olur. Bebekler bu sütü içer ve büyür.
  • Ben nasıl doğdum : Annelerin karnında bebeklerin büyüdükleri bir yuva vardır. Sen orada büyüdün ve sonra da doğdun.

Çocuk soru sordu, bir eylemde bulundu diye korkmak ve kızmak yerine davranışın sebebini anlamaya çalışmak daha yerinde olur. Çocuklar bilgi sahibi olsa da cinsel eğilimli davranışlarını eyleme geçiremezler çünkü bunun için gerekli hormonal gelişimleri tamamlanmamıştır. Bu yüzden çocuğun cinselliği algılayışı ile yetişkinin algılayışı hiçbir zaman aynı değildir. Çocuğun istediği tek şey aslında gizli saklı şeyleri öğrenmektir. Öğrendiği şeyler doğru ise çocuk yanlış bilgilerden korunmuş olacaktır.


Çocuğun cinsellikle ilgili sorularında ‘’ Sence nasıl ?’’ , ‘’ Sen ne düşünüyorsun ?’’ vb. sorular onun neyi bildiğini ve ne şekilde düşündüğünü anlamanız konusunda size yardımcı olacaktır. Çocuk soru sorduğunda önemli olan nokta merak ettiği kısmı tamamlamak ve yanlış bilgi varsa bunu düzeltmektir.

Çocuklar ebeveynlerine yönelttikleri soru ve gözlemler dışında yaşıtları ile kurdukları oyunlarla da meraklarını gidermeye çalışırlar. Doktorculuk ve evcilik en popüler ve sık oynadıkları oyunlardır. Vücutlarını incelemek, ellemek ve diğerlerinin kendi gibi olduğunu anlamak ve bu alandaki enerjilerini aktarmak isterler.

Erkekler meraktan kızların eteğini kaldırabilir, kızlar tuvalette erkekleri görmeye çalışabilirler. Aynı şeyleri ebeveynlerine yapıp vücutlarını görmek isteyebilirler. Bu durumlarda yaşına uygun bir kitaptan benzerlikler ve farklılıklar çocuğa gösterilebilir. Böylece çocuğun merakı ve varsa kaygıları giderilebilir.

Küçük yaşta bir kız çocuğunu annenin memesine özenmesi cinsel kimliğin gelişimi açısından önemli bir aşamadır. Çocuğun cinsiyetini kabul etme ve bedenini onaylaması ileriki yaşlarda olumlu kimlik algısını oluşturur. Bedeninden memnun olmayan bir çocuk bununla ilgili problemler yaşar. Bunu aşmak için çeşitli yöntemler kullanır. Kendini ikna etmeye çalışır.

Cinsellikle ilgili kaygılar kız çocuklarda penise sahip olmamaktan dolayı eksiklik hissi, erkek çocuklarda penise bir zarar gelmesi, sünnet ile ilgili kaygılar olabilir. Çocuklara bedenleri ile ilgili yapılan şakalar onlara rahatsızlık verebilir çünkü çocuklar yetişkinlerin söylediklerine inanırlar.

Okul çağı çocukları 7 yaşından sonra cinsellikle ilgili fazla soru sormazlar. Bu onların merak ve ilgilerinin ortadan kalktığı anlamına gelmez sadece bazı şeyleri artık öğrenmiştir. Bu dönemde kendi cinslerinden olanlarla arkadaş gruplarında cinsel konuları konuşurlar.

Cinsel konularla ilgili şaka ve sözler özellikle erkek çocuklar arasında daha fazla kullanılır. Kız çocuklar daha çok bilgi kısmı ile ilgilenirken erkek çocuklar toplumun da cinsel kimlik açısından verdiği güçle daha rahat ve özgürdürler. Kız çocuklar cinsel kimliklerini vurgulamaktan çekinirler. Bu öğrenilmiş bir davranıştır. Her gelişimde olduğu gibi genel olandan uzaklaşan ve farklılaşan davranış ve tutumları izlemekte fayda vardır. Çocukların konuşmadığı ve soru sormadığı bu dönemde ebeveynin ve eğitimcilerin gözlemci ve güvenilir bir kaynak olarak var olmaları , ara ara süreçle ilgili bilgi vermeleri yerinde olur. Aslında çocuklar ebeveyn ve öğretmenlerinin zannettiğinden daha fazla bilgiye sahiptirler çünkü bu konuda zannettiğimizden daha fazla kaynakları vardır. Toplum içindeki örnekler, izledikleri film ve cinsel içerikli reklamlar onların merak ve ilgisini bu alana çekebilir. Bazı çocuklar gördüklerini taklit yoluyla anlamaya çalışabilir. Dikkat anne ile babanın ilişkisine kayar. Böylece cinsel kimliğin gelişiminde çok önemli olan ‘özdeşim’ gerçekleşir. Kız çocuk babayı elde etmek için anne ile, erkek çocuk anneyi elde etmek için baba ile özdeşim kurar. Bu çocuğun kendi cinsel kimliğini kazanması açısından önemlidir.

Bazı çocuklar özellikle okul öncesi dönemde bedenlerinden haz aldıklarını fark ederler. Cinsel organla oynama, elleme ve benzeri davranışlar yapabilirler.Bazıları ise dikkat çekmek için bunu sürdürebilir. Bu durumda çocuğun enerjisini başka bir alana yöneltmek en doğrusu olacaktır.

Cinsel eğitimde temel olan bedenin kişiye özel olduğudur. Bununla ilgili kişisel sınırlara çocuk açısından da saygı gösterilmelidir; istemediği ortamlarda soymamak, vücudunu başkalarına göstermemek, kapı açık tuvalete girmemek, cinsiyeti ile ilgili abartılı ya da küçük düşürücü ifadeler kullanmamak, ve tehdit etmemek gibi. Bu yaklaşımların her biri çocuğun ileriki yaşlardaki cinselliğini etkileyebilecek yaklaşımlardır. Cinsel eğitimin temel amaçlarından biri de çocuğa kendisini ve vücudunu korumayı öğretmektir.

Thursday

CİNSEL İLGİLERİN OLUŞUMU



İlk cinsel ilgiler, salt cinsel nitelikli değil, tüm çevreyi kapsayan geniş bir merakın bir kısmıdır. Diyebiliriz ki, genel merakla cinsel merak birbirine karışır. Serbest ve güvenli ortamda yetişen çocuklar, ilgi ve doğal eğilimlerini gizlemezler. Çocuğun cinsel konulardaki merakı, öteki meraklar gibi yerinde ve sağlıklıdır. Bu dünyayı tanıma ihtiyacından doğmaktadır. Yetişkin yalan yanıt verir, skandal yaratırsa gelişim bozukluğa uğrar. bizim bilgi verme görevimizi yönlendirecek olan çocuğun sorularıdır.

Anne-babalar, çocuğun cevapları anlamayacağını düşünürler. Oysa kısa, gerçek ve net cevaplar bu tehlikeye yol açmaz. Çocuk, cinselliği anlamaya çalışırken ilk önce fantezilerden yola çıkar. Bunu hipotezler evresi izler. Şüphesiz bu evrede yine fantezilerin izi vardır. Hipotez yaratıcıları, belli bir yaştan önce, üremenin sindirim sistemi ile ilgili olduğunu düşünürler. Açıklamalar şöyledir: Anne, çocuğu olsun diye ilaç yada küçük bir tanecik içer veya (babanın rolünü katmak için) babanın idrarını içer. Diğer bir hipotez, çocuğun anüsten çıktığıdır. Bazen yetişkinler de bu açıklamayı daha kolay bulurlar. Kimi yetişkinler, çocuğun anne kalbinde büyüdüğünü söylemekle annenin çocuğunu ne kadar sevdiğini vurguladıklarını düşünürler. Bu çocuklar, doğruyu öğrenseler de, engel içinde olduklarından, bazı saçma düşüncelere kapılabilirler.

9 yaşında bir çocuk: " Babanın karnında iki bezi vardır, birinden kız, diğerinden erkek çocuk oluşur. Annede çocuğun çıkacağı yer vardır: Küçük, büyük, orta. Bebek, büyüklüğüne göre bunlardan birinden çıkar!" der.

Diğer bir çocuk, ebeveyninin cinsel yaşamını kabul etmek için: "Çocuk ana-babanın aynı yatakta yatması ile oluşur. Gece uyurken sperm babadan çıkarak, gizlice anneye gider!" şeklinde düşünmüştür.

Bir yerden sonra, çocuğun cinsellikle ilgili hipotezlerine mantık katılır. Çocuk çevreden aldığı bilgileri rasyonalize eder. Bu bilgiler, parça parça, yanlış ya da çelişkili bilgilerdir. Çocuk yetişkinden bunların doğru olup olmadığını öğrenmediği için, kendi olanakları, mantığı ve dyarlılığı ile çözmeye çalışır.

Çocuğun duyduğu, gördüğü şeyler, aile içindeki olaylar önemli rol oynar. Salt merakı uyandırmaz, yönlendirir de. Kapalı bir aile ortamındaki tek çocuk, cisiyet farkı ve doğum gibi olaylar için geç uyarılır. Evin küçük oluşu sebebiyle, daha kolay sezilen anne babanın cinsel beraberliği, serbest konuşmalar, tartışmalar, çocuğun dikkatini çeker ve yorumlamaya götürür.

Çocuk, bilgi edinmeye bazen iç itilim, bazen de dış uyarımla yönelir. Cinsel eğitim ne çok erken , ne de çok geç olmalıdır. Çocuğun gelişim düzeyine uymayan bilgi, güçlük yaratır. Çocuğa istedği anda basit, kısa, gerçek, endişesiz cevap verilmelidir. Çocuklar bu cevapları unutabilirler, fakat yinelemek gereksizdir. Bilgilerin içselleşmesi için belirli bir zaman gereklidir.

Sözel bilgi, çocuğa bir şey saklandığı izlenimini vermemelidir. Basit, kesin, somut bilgi zihni karıştırmaz. Sözel bilgi verirken, önceden hazırlanmış düşüncesi yaratılmamalıdır. Gebelik ve doğum gibi olylardan dikkatle söz edilmelidir. Bu konuda annenin bilgi vermesi daha uygundur. Doğumun acı veren yönü üzerinde durmak yerine, anne olmanın güzelliği ve sevinci anlatılmalıdır.

Cinsel ilişki hakkındaki bilgiyi, annenin kız çocuğa, babanın erkek çocuğa vermesi daha yerinde olur. Böylesi daha doğaldır. Ancak her zaman sonuç böyle olmayabilir. O zaman çocuk hangi ebeveyne soru yöneltiyorsa, cevabı veren o ebeveyn olmalıdır. Bilgi veren yetişkinle özdeşleşme, duygusal olgunlaşmayı kolaylaştırır. İlgilerin gelişimine göre, giysi ve saçla cinsiyet ayrımından sonra cinsel organların farklılığı keşfedilir., erkek ve kız kardeşlerin ortak yaşamı bunu sağlar.


Anatomik saptamalar küçük yaştan itibaren açıkça olursa, bu soru hiç bir zaman problem oluşturmaz ve endişe yaratmaz. Ayrıca, özel bir bilgi vermek gerekmez. Bu, önceden hazırlanmış bir bilgiden daha yararlıdır. Doğrudan gözlem çocuğun kafasını karıştırmaz.

Kız çocuk, erkek çocuğun cinsel organı ile daha erken ilgilenmeye başlar . Kendinde olmadığı için üzüntü duyar ve bunu açığa vurur. Buna tanık olan yetişkinin canı sıkılır. Oysa açıkça dile getirilen duygular için rahatsız olunmamalı, gereken açıklama yapılmalıdır. Açıklama: "Kadının çocuk dünyaya getirebilmesi için böyle bir yapıya ihtiyacı vardır. "dan daha karmaşık olmamalıdır. Erkek çocuk, kendi cinsel organından gurur duyar. Bu sebeple kız çocuğunki ile ilgilenmez, çünkü eksiklik görür. bu olaylara çevre aşırı önem vermezse, çocuk da önem vermez. Çocuk her zaman kendine verilen bilgileri özümleyemez. Burada zihinsel engel yoktur, fakat çocuk bilgileri duygusal olarak benimsemeyebilir. Çocuklar soru sormuyorsa bunun sebebi, önceki yıllarda reddedilişleri ya da saçma, baştan savma cevapların verilmiş olmasıdır. Bu karmaşa önünde kimi çocuklar, bu konunun yasak, ilgilenilmemesi gereken bir konu olduğunu, kimileri yetişkinlerin kendileri ile ciddi konuşmadığını, kimileri de başka kaynaktan alınan bilgilerin aileden saklanması gerektiğini düşünürler. Kitap ve arkadaş, araştırmaları daha aktif hale getirir. Bu yol tümüyle ilgilenmeyi engellemekten daha az zararlıdır. Eğer eğitici, anlayışlı görünmüyorsa, çocuk yeni bilgileri benimseme gücünü hissedememe tehlikesi içine girer. Suçluluk ve utanç duygusu cinsel yaşamını kaplar. Aşağılık duygusu sebebyle bilgileri kabullenemez.

Diğer önemli bir noktada, çocuğun ana-babaya güven duymasıdır. Yönelttiği sorulara dürüst yanıtlar aldığında çocuğun güveni desteklenir. Bu çocukla yetişkin arasındaki sağlıklı iletişim için gereklidir. Eğiticinin rolü, bastırılan gizi ortaya çıkarmak değil, çocuğu bu konuda bilinçlendirmektir. Ancak, yetişkinlerin değişken tutumları ve karmaşık yanıtlar bu bilinçlenmeyi bozar.

Çocuk ana-babasının vücudunun bazı bölümlerini görmek ya da göstermelerini ister. Bu istek, normaldir. Reddetme, azarlama gibi bir tepki gösterilmemelidir. Çocuk, kendini suçlu hissetmemelidir. Bu sebeple, anne ve babaların, çocuklarının kendilerini banyoda çılak görmeleri durumunda büyük bir tepkide bulunmamaları gerekir. Bu tür bir davranış çocuğa bir şeylerin yanlış olduğu, cinsel organların utanç verici olduğu ve başkalarından her zaman gizlenmesi gerektiği düşüncesini verir. Çok küçük çocuğun önünde çıplak dolaşmamaya özen gösterilmeli, ancak çocuğun aniden gelmesi halinde giyinmeyi normal bir şekilde sürdürerek yöneltilebilecek bazı soruları cevaplamaya hazır olunmalıdır. Bazı çocuklar, hayvanların doğum ve çiftleşmesini izleme şansına sahiptir. Bu çocuklar için ayrıca ek bir bilgiye gerek yoktur, diye düşünülebilir. Fakat çocuğun hayvanda olanla insandakini bağdaştırması güçtür. Bunun için karmaşık zihinsel işlem gerekir. Sözsüz bilgi, sözel bilgi verilmemesi anlamına gelmez. Sözel bilgi, sözsüz bilginin daha iyi anlaşılmasını sağlar.

Wednesday

COCUKTA CINSEL GELISIM VE EGITIM


Küçük çocuklar, kendi bedenleriyle çok ilgilidirler. Okul öncesi çocuk, çevredeki dünya kadar, kendi hakkında da bilgi sahibi olmaya güçlü bir istek duyar. 2 ya da 3 yaşındaki çocuklar, bakma ve dokunmayla birçok şey öğrenirler ve ancak 5 yaş dolaylarına kadar yalnızca en yalın sözlü açıklamaları anlayabilirler.Bebekler (ben merkezci) yaratıklardır. Kendi duygu ve gereksinimlerine karşı son derece duyarlı oldukları halde, başkalarınınkine değildirler.Yaşamın en başında beri bedenler onlar için en büyük öneme sahiptir.Bebeğini kucağında tutan annenin sıcaklığı ,rahatlığı ve gücü çocuğa güven ve haz duyguları verir. Annenin yüzünün ifadesi, sesinin tonu , teninin dokusu,bebeği tutuşu, tüm bunlar açlık,üşüme ve yalnızlık gibi hoş olmayan, acı verici duyguların anında ortadan kalkmasıyla bağlantılıdır.Yıkanma ve altının değiştirilmesi, bebeğin hoşlandığı şeylerdir;kucakta sallanmanın ya da arabada gotürülmenin yarattığı ritmik duyumsamalar (sensation) da bebeğin hoşuna gider. Bebeklerde emme yoğun bir gereksinmedir ve yalnızca biberonlu sise ya da annenin göğsü bu ihtiyacı uygun bir bicimde karşılayabilir.

Bebeğe,ana ve babasının ilettiği en önemli etkenler sıcaklık, rahatlık ve yakınlıktır.Doğumdan sonraki birinci yılda bebeğin ilk cinsel duyguları, yıkanma ve altının değiştirilmesi sırasında ortaya çıkar.Bebek bezinin genital bölgedeki baskı ve hareketi,bebeğin hoşlandığı haz verici duyumsamalardır.Bebek el ve kol hareketlerini daha iyi kontrol edebilecek kadar, biraz daha büyüyünce, kazara cinsel organlarına dokunabilir ve haz verici bir duygunun yeniden yaşanmasını istemek çok doğal ve insana özgü olduğundan, bebek yeniden cinsel organlarına dokunmaya çalışır.

Erkek bebekler penislerini çekiştirirler; fakat kız bebekler cinsel organlarının gizli olması nedeniyle dokunmakta daha güçlük çekerler, bu nedenle kız bebeklerde cinsel organlarına dokunma daha az görülür. Bazı ana babalar bu erken cinsel ilgiden rahatsız olur ve bunun anormal olduğundan endişelenirler.

Oysa bebeklerin bu davranışı tümüyle doğal, normal ve sağlıklıdır.Cinsel eğitim bu noktada baslar. Ana babaların akıldan çıkarmamaları gereken nokta sudur: Sizin tarafınızdan çocuğu şaşırtıcı ve korkutucu olabilecek öfkeli bir tepkinin gelmesi, duygusal gelişim açısından zararlıdır ve henüz ortaya çıkmamış mastürbasyon için de engelleyici değildir.

Tuesday

TUVALET EGITIMI VE CINSEL DUYGULAR



18. aydan 2,5 yaşına kadar uygulanan tuvalet eğitimi, hem çocuğun, hem de annenin ilgisini yeniden cinsel organlara yöneltir. Bebek, altının ıslak olmaması gerektiğini öğrenirken,mesanesinin dolu olduğunu ve onun yakınındaki organlarda bir tür cinsel duygular uyanmasına neden olan baskıyı fark etmeye baslar. Tuvalet eğitimi sırasında bebek, bezi çıkartılıp oturağa ya da tuvalet yerine oturtulan çocuk, bebek bezi tarafından yalıtılmadığından, baskı ve dokunmayı daha iyi hissedecektir. Simdi bebek, çişinin idrar yolundan geçişine daha çok dikkat edecek ve bundan hoşlanacaktır.

Erkek çocukların akışı kontrol etmek için çişlerini yaparken penislerini tutmak hoşlarına gidecektir. Tuvalet kağıdıyla silinmek, özellikle idrar yolu çıkışının çok duyarlı olan klitoris ve vajinanın hemen yanında bulunması nedeniyle, kız çocukları için hoşa giden yeni bir duyumsama olacaktır. Küçük erkek çocuklar tuvalet eğitimi sırasında, soğuk oturağa oturduklarında husyelerini örten derinin (skrotum) büzülmesi ve husyelerinin refleks olarak yukarı çekilmesinin verdiği garip duyumsama nedeniyle, bu organlarını daha çok farkına varacaklardır. Eğer küçük oğlunuz oturağa oturmak istemiyorsa, bu durumu göz önüne alarak kendisine her şeyin yolunda olduğunu, endişe edilecek bir şey bulunmadığını anlatmalısınız. Daha ayrıntılı açıklamaya gerek yoktur, çünkü o yastaki çocuk daha bedenini içiyle dışını tam ayırt edememektedir. Tüm iyi niyetinize karşın, onun aklını karıştırmaktan başka bir şeye yaramayacaktır. Aynı şekilde çocukların cinsel konulardaki sorunlarına yaşlarına göre anlama yetenekleri göz önünde bulundurularak yanıt verilmelidir.

Monday

CINSEL EGITIMDE ACIKLIK YADA GIZLILIK VE SONUCLARI


Hemen her ana babanın aklına takılan soru sudur: (Çocuklarımızı cinsel hayat konusunda aydınlatmamız gerekli mi? ) Günümüzde bu soruya kesin olumlu cevap verilir. Eğer çocuk, doğum, cinsiyet farkı, ana ve babanın rolü gibi konuları ana babasından öğrenmese, başka kaynaklardan cevaplar aramaya başlayacaktır. O zaman sonuç hiç de istendiği gibi olmayabilir.

Çocuğun meraklarını yetkili bir kişi karşılamazsa, ortaya çıkacak sonuçları bütünüyle bilebileceğimizi söyleyemeyiz. Bugün yalnız orta yasa yaklaşma kişiler değil, genç ana babaların pek çoğu da cinsel bilgilerin (sır ) olarak saklandığı bir ortamda yetişmiştir. Ana babaları onlara ne doğum olayı ne de anne ve babanın çocukların oluşmasıyla ilgili rolü konusunda bir şey söylemişlerdir.

Çocukların cinsellikle ilgili sordukları sorulara eksik ya da kaçamak cevaplar vermek neredeyse bir gelenektir. Bazen de bu cevaplar iyi niyetli , ama beceriksizcedir. (Nasıl doğduğunu ) soran bir küçük kıza, annesinin, bir çocuğu olduğu zaman sevinç yerine, çektiği ( korkunç sancıları )anlatması gibi.

Leyleğin getirdiği, kapının önünde bulunduğu,lahanadan çıktığı masalları da hala yaygındır. Doktordan ya da (çingenelerden alındığı) masalı da.. Çocuğa (nereden geldiği)konusunda bilgi verme yasağı kimi zaman da susarak gösterilir. Bu yasak o kadar ağırdır ki, çocuk soru sormaması gerektiğini bilinçsizce hisseder.Sorusuna yanıt aldığı kimi zaman, ana babanın konuşma biçimleri, esrarlı ses tonları bu konuyu açıklamada serbest olmadıklarını ortaya koyar. Bu tavır çocuklarca (bununla ilgilenmek yasaktır) diye anlaşılır. Bu da çocukların meraklarını iki kat arttırır, araştırmalarını derinleştirir.Ama ne yazık ki,yapılanlar hep bir hata duygusuyla karışır.

Cinsel bilgi konusunda yardımsız olan çocuk, sonuçta doyumsuz bir merak edinir ve suçluluk duygusuyla yüklenir.En kotu, cinsel olayların pek güzel bir şey olmadığı, bu yüzden ilgilenilmemesi gerektiği sonucuna varır. sonuçta ilgilenilen konunun yasak, pis ya da günah olduğu inancı yerleşir. Bilinçaltına itilen bu inanç, bir çok yetişkin insanin hayatini etkiler. Çünkü böyle bir yasaklar ortamında, hata ve utanç kavramlarıyla gelişen cinsel istek, gereksinim ve davranışlar, kişiyi ileride kuracağı evlilikte güzel, sağlıklı, mutlu bir fizik sevgi kavramına götürebilir mi ? Örneklersek, bir ergene evliliğin güzel bir şey olduğu; duyguların, sevginin fizik yanını güzelleştirdiği iyi anlatılmazsa her zaman bu fizik yan üzerinde bir kaygı ya da iğrenme kalabilir. Çocukluklarında fizik sevgiye yanlış hazırlanan kişilerin bunu bütünüyle dışladıkları ve cinsel işlevlerini zevkli bir görev gibi yerine getirdikleri birçok uzmanca saptanmıştır.

Cinsel olaylardan hiç söz etmemek çocuğu bu duyguları daha çok bastırması gerektiği izlenimini verir Cinsellik (tabu) durumuna gelir, giderek düşünme bile yasaklanır. çocuk böylece susar, soru sormaktan cayar ve görünüşte bu konulara ilgi göstermez. Ancak içinden, bebeklerin nereden geldikleri,erkekler ve kızlar arasındaki farkı, için yalnız (evli ) insanların çocuğu olduğunu sorar durur. Bu durumda en büyük tehlike, bu sorunları daha (bilgili) bir arkadasın yanıtlamasıdır. Bu cevaplar önce çocuğun ana babasına olan güvenini kaybettirir.

Ayrıca çocukta saplantılara yol açabilir. çocukta cinsiyet farkıyla ilgili sorular 2. yasta doğumla ilgili olanlarsa 3-4 yasta baslar. çocuk, kendince bazı varsayımlar da üretir;annenin su ya da bu meyveyi yiyip hamile kalması vb. gibi. çocuk kendi kendine sorduğu soruları yalnız hayal dünyasında aramaz. Kardeşiyle ya da oyun arkadaşlarıyla ilişkisinde, tahmin ettikleriyle bildiklerini doğrulama fırsatı arar.

Genelde çocuğun bu tur bilgi edinmesi yanlıştır.Arkadaşların yanında bazen daha büyükler ve bakıcılar da bulunu. Bunların verdikleri bilgi de doğru ( en azından doğal) değildir. Bazen cinsel ilgiler 7-8 yas ve erinlik arasında diner. Ve cinsel olgunlaşmayla bedensel değişikliklerin belirmesi ve genital bezlerin üretime başlamasıyla yeniden canlanır...Çocukluğunda ana babasının bilgi vermediği ergenin bu zorlu donemde pek az şansı vardır.

Çocukken soruları yanıtlanmadığı ya da yanlış cevaplandığı, ihtiyaçları olduğunda yardim edilmediği için zorda kaldıklarında da ana babalarına başvurmazlar . Artık ana babaya karşı bir güvensizliğin yerleşmesi söz konusudur. Ve ergen zorlu sorunlarında rehbersiz kalmıştır. Annesinden yanlış bilgi alan bir genç kız, bir uzman sorununun söyle dile getirmiştir:Benimle böyle konuşanlara bir daha hiçbir şey sormam.

Çocukluğunda bilgi verilmeyen genç,ne yeni bir merakla ortaya çıkan sorunun aydınlatmak için, ne de öğüt istemek için ana babasına başvurur. Yalnız basına okuduklarıyla yetinir. Oysa basit birkaç açıklamayla her şey daha kolay olabilir. Çocuğun cinsel konulardaki meraki, öteki meraklar gibi yerinde ve sağlıklıdır. Bu dünyayı tanıma ihtiyacından doğmaktadır. Aslında sağlıksız merak yoktur.

Ancak merakin sağlıksız doyumu vardır. Bu, ana babanın pek de doğal ve açık yürekli olmayan davranışıyla benimsettiği gereksiz gizleyişlerin doğurduğu doyumdur. Kınanan merak,saplantı durumuna gelir. Kimi ana babalar,(bu benim çocuğumu ilgilendirmiyor) (çocuğum bunlarla hiç ilgilenmemiştir), (eminim ki, bunları hiç düşünmüyor) derler. Bu durumda da çoğunlukla yanılırlar.

Çocukların ilgilenmeyişleri yalnızca görünüştedir. Gerçekten meraklarını ya içe atar, ya da bilinçli olarak saklar ve bastırırlar. Oysa çocukların kimi şeyleri anlaması için çeşitli olanaklar da vardır.Yeni bir kardeşin doğumu, çocukların nereden geldiklerini açıklamayı sağlar. Hayvanlar da çocukları ilgilendiren canlı bir örnektir. kız ve erkek kardeşlerin bir arada yıkanması, küçük bebeğin günlük temizliği cinsiyet ayrımını anlatmakta yardımcı olabilir. En kolay ve basit yöntem, çocukların sorularına cevap verme gereğine inanmaktır.

Saturday

ÇOCUKLAR SORULARINA YANIT BEKLER



Çocuk dış dünyayı kendi bilişsel olanaklarıyla tanımaya, keşfetmeye çalışır. Bu çabası sırasında eceveynin yardımını bekler. Yollar neden düzdür? Kaldırımlar neden yapılmıştır? Biz yürürken Ay da neden bizimle birlikte yürümektedir? Allah kimdir? Çocuk nasıl dünyaya gelir?

Burada önemli olan onu dışlamadan, ayıplamadan, sabırla, yaşına uygun olan kısa, özlü, doğru yanıtı vermektir.

Örneğin 3 yaş çocuğu için, çocuklar nereden dünyaya gelir? sorusuna, "Annenin karnında sıcacık bir yer var. Çocuk orada büyür. Annenin bacaklarının arasında bir delik var oradan dünyaya gelir. "; Peki oraya nasıl girer? sorusuna da "Annenin tavuk yumurtasına benzemeyen yumurtasıyla, babanın tohumunun sevgiyle birleşmesi sonucu oluşur" şeklinde verilecek cevap yeterli olur.

Cevap verirken çocuğun "bilişsel gelişim düzeyi" dikkate alınmalıdır. Bu gelişim düzeyinin önde gelen özellikleri arasında çocuğun ancak "somut" kavramları öğrenebilmesi ile "ben merkezci olması" yani dünyayı kendi gözüyle görerek değerlendirmesi sayılabilir.

Soruları yanıtlama konusunda aceleci davranmadan zaman zaman çocukların kendi sorularına cevap üretmelerine fırsat vermek de uygulanabilecek bir başka yöntemdir.